sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

21 kişi kendisini tutuyor, 7 arkadaşı var.


şu an yaşadığı yer İstanbul. hüzün abla olarak çalışıyor.

rudebox

empeüçlerim

sayfaya girince bi fena olduuum.... film şeritleri fragman tadında geçti gözümün önünden... şarkı, deniz, giden... biraz renklendireceğim burayı... pek yakında.. :)

kanadikirikkus   03 Aralık 2011 00:29  

İki yarımdan damıtılmış hallerimiz: Diyarbakır

Dr. Zeki Gül

Bir bütünün iki yarısından süzülegelen anlam elma bahsinde evrenselleşir. Bilirsiniz; paylaşım anlarının eşitlikçi, dost hali yerelimizde elma ve simitle anıla gelmiştir. Ama imgede ibre her daim elmadan yanadır. Hatırlatmak istediğim Adem ve Havva’dan ziyade “bir elmanın iki yarısı olabilme” halleridir.

Hakça paylaşımda araya bıçak girer, olur elmanın iki yarısı; dostça paylaşımda an gelir elle böleriz, bölüşülür niyetten bağımsız simidin kopan yarısı, değil mi?

Diyarbakır’dayım; Google arama motorunda elim iki sözcüğe uzanıyor: “iki yarısı”. Çıkan yüzlerce sonucun ekseriyeti elma ile başlıyor; nadiren araya ‘simit’ ve ‘beyin’ giriyor; nihayetinde bitime yakın Türkler ve Kürtler.

Ah o beyin; doğadaki görsel simetri harikası. Görünüşte eşit işlevsellikte farklı iki yarı: sağ ve sol beyin. Mantık, matematik, analiz, konuşma, yazma, listeleme gibi fonksiyonlar beynin sol lobunda vücut buluyor. Hayâl gücü, renk, şekil, ritim, bütünü görme gibi fonksiyonlar ise beynin sağ lobu olmadan mümkün değil. Ama beynin her iki yarısını eşit ya da tamamlayıcı olarak kullanmak o kadar da kolay değil; çocuklar hariç. Uzmanlar tercih edilen resmi eğitim sisteminin bunu geliştirmek yerine tam tersine örselediğini söylüyor. Kimi zaman da beynin iki yarısını eşit kullanma arzusuna yasalar engel olmakta. Sözgelimi Kürtlerin beyinlerinin hangi kısmını hangi oranda kullanabileceğine hala yasalar karar vermek istiyor. Bir anlamda uzuv cezasının sadece Şeriat yasalarını uygulayan ülkelerle sınırlı olmadığını söyleyebiliriz.

Bu bilgi ışığında Diyarbakır’da çalışan çocukları gözlemliyorum; ama beynimin iki yarısını onlar kadar iyi kullanabildiğimi sanmıyorum. Onlar resmi eğitim sisteminin dışında kalmış ama bir o kadar da hayatın kıyısında erişkinleşmiş çöp toplayıcı çocuklar. Balıkçılarbaşın’da bir bankta akşamüstü: Meyan kökü şerbetçileri, soyulmuş acur satıcıları ve diğerleri. Derken üç çocuk çöp toplayıcı çıkageliyor; kasası telisten el arabaları tıka basa mukavva dolu. Soyulmuş acur satıcısı ile kısa bir göz teması sonrası elleri kabuklara uzanıyor; içimden ‘afiyet olsun’ diyorum. Keyifleri yerinde; iştahları bana da bulaşıyor, yerimden kalkıp acur alıyorum; hiç konuşmadan ve kıyısında acıma/acındırma olmaksızın bir bütünü paylaşıyoruz.

Yollar temiz, yollar hareketli. Banka geri dönüyorum; aydınlatma direğinde seçimden arta kalmış sarı, kırmızı, yeşil renkler ışıkla hareketleniyor.

Az ötede bir başka satıcı el arabasında elmaları ile çıkageliyor. Hani muzdan önceki yıllarda hasta ziyaretlerinin vazgeçilmezi. Biliyorum ki Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş hasta; tedavi ümidi ülke dışı yasağı ile engelleniyor. Hasta ve tedavisi yasaklı. Ona hangi elmayı alsam?

Ah o elmalar; an geldi cennetten kovdurdu; gün oldu Paris’in eliden göğe uçup Truva’da bir savaşa dönüştü, yıkımıyla insanlığa yeni bir imge bıraktı: “Truva Atı”. Ve Kürt açılımının Truva atına dönüşmüş hali tutuklu belediye başkanları ile sonuçlandı.

Dedim ya Abdullah Demirbaş hasta.

Her ne kadar Diyarbakır’da siyaset iklimi 1919 tarihli Amasya Genelgesi ile müzakere sürecini hala devam ettirse de sokakları Amasya elmasını çağrıştırıyor. İnanmazsanız Vikipedi ansiklopedisine bakın: “Amasya elmasının bir tarafı sarı ile yeşil diğer tarafı ise kırmızımsı renktedir.”

Denebilir ki tesadüf değildi Kürt kökeni de anılan Diyarbakırlı Ziya Gökalp’in elma seçiminde de Türkçülüğe evrilmesi. Onun tercihi daha 1914’te kitabına adını vermişti: “Kızıl Elma”.

Okul kantinleri: Elma hamburgere karşı

Bugün lafı elmalardan açınca Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlıklarının son uygulamasını anmadan olmaz. Gazete haberlerine bakılırsa artık okul kantinlerinde elma dahil tane ile meyve satılma zorunluluğu geliyormuş. Güzel ama gecikmiş bir uygulama. Hamburger, cips, kolalı içecekler ise obezite yani aşırı kilo müsebbipleri olarak yasaklı listesinde.
Geçmiş yazılarımdan birisinin başlığı “Kantine Kapatılmak” idi. İsterseniz o yazımı kısmen yeniden paylaşalım:
“Günümüzde ülke dinamiklerinin sağlık ile insana bakışının ipuçlarını yakalayabilmek için hastane, hapishane, okul ve kışla üzerinden kantin değerlendirmelere gereksinim var. Buna Michael Foucault boşuna yazmadı “Büyük Kapatılmayı” da diyebiliriz.
Eskiler “can boğazdan gelir” derlerdi; şimdilerde de buna pek itiraz eden yok. Peki; bir okul, hastane, hapishane veya askeri birliğin kantinine hiç dikkat ettiniz mi? Aslında buralarda ne yenip içildiği, satışta neyin hedeflendiği, ücretlerin makuliyeti sistem hakkında çokça fikir verir.
“Çocukların tanımı ile janjanlı paketlerde abur cubur en popüler kantin ürünleri. Oysa hatırlamakta yarar var; ülkemizde obezite yani aşırı kilo ve şeker hastalığı görülme sıklığı tahmininizin de ötesinde hızla artıyor.
Peki, okul kantinlerini kimler işletir? Geçmişte okul aile birlikleriyken işleten şimdinin kurallarını ihale belirliyor. En fazla parayı ödeyen patronu oluyor çocukların açlık hissinin. Yani kârlı ürünler çocuklar için kışkırtılıyor. Oysa bir başka ülke Finlandiya meseleye farklı bakıyor. On yıllar öncesinde Avrupa’da erken yaşta kalp krizinden ölümlerin en fazla kendi ülkelerinde olduğunu fark edince bir proje başlatıyorlar. Ölümlerin en sık görüldüğü şehirde özel kantinleri kapatıyorlar; devlet lise dahil tüm okullarda ücretsiz ve sağlıklı yemek dağıtmaya başlıyor. İşte o şehirde bu anlamlı çaba meyvesini daha uzun bir yaşam olarak verince şimdi okullarda devlet eli ile dağıtılan ücretsiz ve sağlıklı yemek organizasyonu tüm ülke için kurgulanıyor.
Finlandiya’daki uygulamanın bizim ülkemiz için de elzem olduğu kanaatindeyim. Ama o zamana kadar hiç olmazsa sağlıksız hazır gıdaların kantinlerde yasaklanması; daha da önemlisi tane ile taze meyve, keçiboynuzu, iğde, kuru üzüm ve incir gibi ürünlerin satılmasının zorunlu hale getirilmesi gerekiyor.
Çocuk Bayramı’nın müsamereye dönüştürüldüğü bir ülkede çocuk haklarını belki de kantinlerden başlatmak gerekiyor. Zorla eğiten, sekiz yıla el koyan devletin anasının evinden ve dilinden devraldığı çocuklara kantinler üzerinden dayattığı sağlıksız yaşamda sorumluluğu var. Gelecekte daha fazla çocuk okul kantinleri üzerinden obez, şeker hastası veya kalp hastası olacaksa sormak gerekir bu nasıl eğitim diye. Unutmayalım ki okul yıllarıdır insana şekil veren. Ve olumsuz yeme davranış biçimlerinin oluşmasında yani fast food kültürünün benimsenmesinde okul kantinleri büyük vebal altındadır.”

kanadikirikkus   04 Eylül 2011 22:40  

bir + sıfır + yol + 9 gün 1500 kişi ile selçuk + (bu kısmın açılamayacak bir sürü artısı) + seferihisar + banyo + kese + temiz çamaşır + otostop + alaman şöför ile yetmeyen ingilizceyle anlaşmaya çabalama + aşk denemeleri + aşk denememeleri + kalan 200 bahar çiçeği ile üç gün daha selçuk + eğitim + çadır toplama + mıntıka + çadırlar söküldükçe artan bioçeşitlilik + kerten ve kertmeyenkeleler + fareler + kediler ve yavruları + kaplumbağalar + bol bol böcek ve sinek ısırığı + berbat bir geri dönüş yolculuğu + bir sürü yeni dost + yoldaşlar + özlenecek ve özlenen gelecekten çalınan bir 13 günü daha bu sene de geri de bıraktık...

kanadikirikkus   02 Eylül 2011 18:37  

fundi fundi fundi fundi hanımeeey fundiii diye telefonu açan arkadaşlarım var... kişisel ilişkilerimi bir daha gözden geçirmem gerekk :)

kanadikirikkus   10 Ağustos 2011 01:07  

SERGEY YESENİN'E

Sen gittin, diyorlar yukarılarda bir dünyaya.

Sonsuzlaşma- Uçuyorsun, parıldayan yıldızlara çarparak.

Ne borç var artık bize, içki ne de

Ayılma.

Hayır, Yesenin, oh çekmek değil benim istediğim.

Görüyorum ben kesik bileklerinle sendeleyişini

Ve alayla değil acıyla düğümleniyor yüreğim.

Görüyorum bir kemik çuvalı gibi yere atışını gövdeni.

-Dur! diyorum. Bırak ! Delirdin mi sen?

Sürer mi ölümü hiç insan tebeşir tozu gibi yanaklarına?

Sen ki çok daha iyi verirdin ölüme ağzının payını herkesten.

Yeryüzünde başka kimsede olmayan o efece konuşmanla.

Niçin? Nedeni ne? Donup kalıyorum şaşkınlıktan.

Homurdanıyor eleştirmenler: -Bizce,bunun asıl nedeni

Şu... ya da bu... ama daha çok, kopmak toplumdan,

Çok fazla bira ya da şarapla kafayı çekmesi.

Başka deyişle satsaydın bohemleri işçi sınıfına, diyorlar.

Sınıf bilincin olsaydı, bak, bu gelmezdi başına.

Oysa işçiler de kvastan sert içkilerle kafayı çekiyorlar.

O sınıf da içerek güzelce sıçıyor kendi ağzına.

Başka deyişle Parti'den biri denetleseydi seni

Sağlansaydı böylece asıl önemi içeriğe vermen.

Yazardın o zaman her gün o dizelerin yüzlercesini

Uzun uzun ve sıkıcı Doronin de gördüğümüz türden

Ama bence böylesi bir deliliğin içine düşseydin

Sen çok daha önce son verirdin yaşamına.

Votkadan gitmek daha iyidir inan bana

Böylesi sıkıntıdan boğulmaktansa.

Hiçbir zaman söyleyemeyecekler nedenini bize seni yitirişimizin.

Şuracıkta duran çakı mı, yoksa ip mi?

Ama bulunsaydı mürekkebi, elbette Angelleterre otelinin

damarlarını kesmen ve ölüp gitmen gerekmezdi.

Sana öykünenler çıldırdılar sevinçten: bir daha, bir daha !

Neredeyse bir yığın insan zıvanadan çıkıp öldürdü kendini.

Neden çoğaltmalı intiharları böyle sayıca?

Daha kolay değil mi mürekkeple doldurmak oteldeki şişeleri!

Sonsuza dek kilitlendi artık dilin arkasında dişlerinin.

Benim bu bilmecemsi sözlerim yersiz bir bilgiçlik sayılmamalı

Halkımız, yaratıcısı ve yaşatıcısı o güzel dilimizin,

Yitirdi ölümünle yansılı sesler üreten en güçlü çırağını.

Ve o herifler tayışıp duruyorlar ölü şiir döküntülerini

Geçmiş, gömülmüş ölülerden hemen hiçbir yeniliği olmayan.

Üstüste yığıyorlar tatsız uyaklarını mezara toprak atar gibi: daha beterlerini.

Onurlandırmak için oğlunu Esin Peri'sinin bile işine yaramayacak olan.

Sana yaraşacak bir anıt henüz dökülmedi

Hani nerde o anıt, döğülmüş tunçtan ya da yontulmuş mermerden?

Oysa çoktan doldurdular yığın yığın parmaklarının dibini

Çöplerle, adama sözcüklerinden, anılardan, o bok püsür

şeylerden.

Adın hıçkırıklarla birlikte doldurdu mendilleri.

Sözcüklerini geveleyip duruyor Sobinov ağzında

Kıvrılıp oturmuş da altına suyu çekilmiş bir kayın ağacının-

"Hiçbir şey söyleme, ah dostum, içini de çek-me ne olursun."

Ah, sen onu ne kimbilir nasıl da alaya alırdın,

Şu Leonid Lohengrinski'yi, baş belası, tanrının!

Ortalığı kimbilir nasıl da ayağa kaldırırdın:

"izin veremem şiirsel gargaralarına anıran eşşeklerin!"-

Sağır ederdin kulaklarını üç ayaklı ıslıklarınla, sonra,

Yazdıklarının hepsini kıçlarına sokmalarını söylerdin.

Harcardın bozuk para gibi o yeteneksiz heriflerin hepsini,

Doldururdun smokin ceketlerinin kara yelkenlerini,

Öyle ki savrulurdu sağa sola Kogan gibileri,

Süngüleyerek sivri bıyıklarıyla gelip geçenleri.

Oysa bu arada sayısı hiç de azalmadı bu serserilerin.

Çok zorlu bir iş onları sayıca geride bırakmak.

Yaşam yepyeni bir biçimde yeniden kurulacak.

İşte o zaman yepyeni şarkılar söylenmeye başlayacak.

Böyle bir çağda ağırlaşıyor sorunları kalemin,

iyi ama, gösterin bana sizi ey zavallı hortlaklar sürüsü, hadi

Nerede görülmüştür ve ne zaman yüce bir kişinin,

Dikenli yolları bırakıp da gül bahçelerini seçtiği?

Sözcükler yönlendirir insanoğlunun güçlerini.

Yürüyün! Arkamızda zaman patlasın bir mayın gibi.

Bizim geçmişe sunacağımız yanlızca bukleleri

Rüzgarda geriye savrulan saçlarımızın.

Eğlenceye ayrılacak yeri yok gezegenimizin.

Yarınlardan koparıp almalıdır mutluluğu insan.

Şu yaşamda en kolay iştir ölmek

Asıl güç olan yepyeni bir yaşama başlamak.

1926

Vladimir MAYAKOVSKI

Çeviri: Yurdanur SALMAN

kanadikirikkus   08 Ağustos 2011 23:47  

üçü beş kuruştan beşi kaça olur?

tatamuran   04 Ağustos 2011 23:52  

8,33333333333333333333333...... :)

ama bak sadece senin için 10 tanesi 15 kuruş olur güzel ablam (bizim sütçünün hesabı.. :)

bu kuşun gün biterken yeni yaşının ilk günü de bitmekte bu arada...

kanadikirikkus   05 Ağustos 2011 00:00  

sen de mi ihtiyarladın..tüh... taze çıtır bulmam lazım...

tatamuran   05 Ağustos 2011 00:06  

deme öyle, çook derin depresyondayım bu aralar :)

kanadikirikkus   05 Ağustos 2011 00:19  

kanadikirikkus   31 Temmuz 2011 00:23  

kanadikirikkus   30 Temmuz 2011 17:10  

(Surumşine'ye teşekkürlerle..)

Bir kafes, kuş aramaya çıkmış

Bulmuş da kuşları, hem de birçok… Öyle çok kuş girmiş ki kafese, kafesin dışında kalanlar kendilerini tutsak ve yalnız hissetmeye başlamışlar. Kafesin içi sıcakmış, güvenliymiş, içindekiler zamanla unutmuşlar önceden özgürce yaşadıklarını… Dışarı çıkmak istemiyorlarmış, duvarları zorlamak akıllarına bile gelmiyormuş. Hâlbuki açıkmış kafesin kapısı, hani o kendi istekleriyle girdikleri kapı…

Özgürlük kelimesini bazen dışarıda uçan kuşlardan duyuyorlarmış; dışarıdakiler istiyorlarmış ki içeridekiler de onlar gibi özgür olsun, uçsun, yaşamın tadını çıkarsın, korkarak yaşamasınlar. Fakat içeridekiler özgürlük denince delilik anlıyorlarmış. Özgürlük de neymiş canım, dışarıda istediğin gibi uçacaksın da ne olacak? Aç mı tok mu olacaksın belli değil, hele bir de her an bir yırtıcı kuş tarafından yemek yapılma korkusu… Yok yok, özgürlük hiç de onlara göre değilmiş. Onlar burada kalsınlarmış, yemekleri varmış, yırtıcı kuş tehlikesi falan da yokmuş. Tamam, hareket alanları biraz kısıtlıymış, her istediklerini de yapamıyorlarmış; olsun canım, dışarıda olup yalnız kalmaktan iyidir ya.

Bu arada dışarıdakiler de artık kafesin içindekileri ikna etmeye çalışmaktan vazgeçmişler. Kendi hayatlarını yaşamaya koyulmuşlar. Sayıları gerçekten de çok azmış; bazılarını yırtıcı kuşlar kapıp götürürken, bunu gören bazıları da kafese girmeye karar veriyormuş. Kafes gelen herkesi kabul ediyormuş zaten. Hayal kırıklığına uğrayan dışarıdakilerin yapacak bir şeyi yokmuş. Savaşmaktan, mücadele etmekten başka… Onları cezbeden neymiş, kim bilir… Özgür olmak diyorlarmış onlar, kendin olmak, saf katışıksız… Birilerini memnun etme kaygısı olmadan… Bir şeyi yapacaksa kendisi için yapmak, sevecekse kendisi için sevmek… Bir kafesin yarattığı kurallara değil, kendi iç dünyasının yarattığı kurallara uymak… Uçmak istediği zaman uçmak… Gitmek istediğinde gitmek…

Kafesin içindekiler sanıyorlardı ya, yırtıcı kuşlar onları alıp götürmez diye, bilmiyorlarmış ki kafesin kapısı açık duruyor. O kadar kendilerinden eminlermiş, kafese o kadar güveniyorlarmış ki kendi girdikleri kapının açık olduğunu da unutmuşlar.

Bir gün bir kartal çığlığı duyulmuş uzaklardan. Özgür kuşlar kaçıp saklanmışlar, onlar için yeni bir şey değilmiş zaten, alışkınlarmış tehlikelerden kurtulmaya. İçeridekiler- özgür olduklarının farkında olamayanlar- hiçbir şey yapmadan beklemişler gelip geçmesini.

Kafesin kuşlarla dolu olduğunu gören kartal bir hamlede aldığı gibi yere atmış kafesi. Ne olduğunu anlayamayan kuşlar oldukları yerde kalakalmışlar. İşin kötüsü uçmayı da unutmuşlar, kaçamamışlar. Kartal “iyi ki koymuşum bu kafesi buraya” diye düşünmüş. O ve arkadaşlarını oldukça güzel bir akşam yemeği bekliyormuş şimdi.

Kafesi yerine kaldırmış kartal, ne de olsa buraya gelecek kuşlar olacakmış yine.

Kafes, yeniden kuş aramaya çıkmış. Yeniden, yeniden…

Franz Kafka

kanadikirikkus   08 Temmuz 2011 22:48  

25 Haziran saat: 19:00 İstiklal caddesi - Mis sokak önünde buluşuyoruz... Şarkılarla Geçti Aramızdan... Ailesi, dostları ve sevenleriyle birlikte Kazım'ı anıyoruz... arıyoruz...

kanadikirikkus   19 Haziran 2011 22:29  

majezik rss kaynağı

adresi: http://kanadikirikkus.sosyomat.com/blog
0 yorum var - 14 Nisan 2011 19:58 yazılmış
4 yorum var - 14 Nisan 2011 00:16 yazılmış
1 yorum var - 14 Nisan 2011 00:13 yazılmış
0 yorum var - 07 Nisan 2011 22:39 yazılmış
0 yorum var - 05 Mart 2011 22:31 yazılmış
20 yorum var - 16 Şubat 2011 09:27 yazılmış
2 yorum var - 12 Şubat 2011 11:41 yazılmış
0 yorum var - 18 Kasım 2010 22:57 yazılmış
4 yorum var - 26 Eylül 2010 21:35 yazılmış

ecza dolabı

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. marksist idman yurdu

    marksist idman yurdu

    896 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  2. otonom

    otonom

    82 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  3. alaturka

    alaturka

    13 üyesi var. üyelik serbest.
  4. Kuş

    Kuş

    1216 üyesi var. üyelik serbest.



 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage